![]() |
| Kocaeli/17' |
Bir gece yarısı türlü sebeplerle çıkmıştı karşıma 'bedbin adam'. Çıkmıştı
derken öyle simaen değil, kelimeler aracılığıyla. Gece gibi karanlıktı sayfası.
Uzun uzun üstü kapalı iç dökmüşlükleri vardı satır aralarında. Yıkılmışlıklar
vardı, adı konulamamış meseleler, anlam arayışları, tablolarda gizlenmiş gerçekler
ve çokça ben vardı. O bunu farkında değildi tabi ama ben kendimi buluyordum
yazdıklarında. Bazen içinden ne geldiyse onu yazdığını hissediyor, ortak
oluyordum o karmaşıklığına. Tabii o bunları bilmiyordu.
Haberimiz olmadan kelimeler arasında ararken birbirimizi hiç ait
olmadığımız topraklarda kesişti yollarımız. Ortak dostlar haberdar ettiler
bu iki yabancıyı birbirlerinden. Yalnız kalmayın dayanak olun dediler.
Ama iki çekingen nasıl gelecekti ki bir araya. Aynı dolmuşta mutlaka denk
geldiğimizi biliyordum da kim olduğunu bir türlü kestiremiyordum. Dolmuşta inen
her adamda tanıdık bir şeyler arıyordu gözlerim. Tahmin ediyordum ama emin
olamıyordum. Aynı sokaklarda yürüyor, aynı merdivenleri çıkıyor, aynı masalarda
farklı zamanlarda yemek yiyorduk. Derken gideceği haberi geldi ülkenin diğer
ucuna. Daha yüzünü bilmeden gidecekti. Sesini duymadan... Bir arayış değildi o
zaman, ama insan yaşamında giz kalsın istemiyordu. Derken gitmeden, başını öne
eğerek gülümsedi bir adam. Bedbin adam…
Kelimeler yetmeyince masal şehrinde buluşmaya karar verdik. Yüz yüzeyken de uzun cümleler kurabilecek miyiz diye merak ediyordum. O kuruyordu, sürekli bir şeyler anlatıyordu. Susmaktan korkuyordu. Bu hali güzeldi. Sonra gördüm ki sessizliği de güzeldi. Derken hava kararıverdi. Ama bu ses ve sessizlik ona da yetmemişti. Biliyordum. Bu sebeple bir daha çağırmıştık ses ve sessizliği. Derken bir daha. Vakit onunla güzeldi değerliydi ve hiç olmadığı kadar hızlı. Yetmiyordu. Sesini ezberleyemiyordum. Yüzünü. Ama sessizliği öyle bendi ki bırakıyordum kendimi kıyılarına. Beni de götür her nereye gidiyorsan ya da gel benimle.
Sonra bir eylül günü... Bunu bilmen gerektiğini düşündüm; bedbin
kıyılarımda seninle birlikte yürümeyi çok isterdim, dedi ya da onun gibi bir
şey. Ben şaşkınlıkla kalıverince öyle; sus, dedi bir şey söyleme, hemen karar
verme. Çantasında benden habersiz çiçeklerle geri döndü masal şehrine. O daha
varmadan ben kararımı vermiştim halbuki. Hayatımı bu bedbin adamın sırtına
yaslamak istiyordum. Onunla sokaklarda koşmak, yüksek yerlere tırmanıp
manzaranın keyfine varmak, galata kulesinden bir yer seçip masal şehrinin
labirentlerinde o mekanı bulmak, yıldızları seyretmek, antika eşyalar seçmek,
duvarlara şiirler yazmak, kulağına en sevdiğim türküleri
fısıldamak istiyordum. Bunu ona da söyledim.
Tam bir yıl önce…
1 Eylül-17’/Kocaeli
https://derindirilis.blogspot.com/2017/09/bedbin-adama.html
