İran
Edebiyatı serimizin son konuğu çağdaş İran şairlerinden Fereydûn-iMuşîrî. İran
edebiyatının içine daldıkça hüznü, sevinci, yaşanan tüm zorluklara rağmen
yaşama bağlılığı, acıyı, acıyı sevmeyi öğrendiğimi daha bir hissediyorum.
Fereydûn-iMuşîrî de bunu bana en çok hissettiren şairlerden biri oldu.
Şiirlerini okurken şairin yaşamından sık sık izler bulmak ve bu izlerle kendi
izleriniz arasında bulduğunuz ortak noktalarla ona ve şiirlerine bağlanmak daha
mümkün bir hale geliyor.Fereydûn-i Muşîrî,
gözlerini dünyaya 1926 yılında Tahran’da açar. Edebiyata oldukça düşkün bir
ailede dünyaya gelen şair daha okula gitmeden okuma-yazma öğrenmiş, küçük
yaşlarda evin kütüphanesinde bulduğu Firdevsi, Sadi Şirazi eserlerini okumaya
başlamıştır bile. Şair ilk şiirlerini ise lise yıllarında yazmaya başlar.
Üniversite yıllarındaysa mesele gazellere, divanlara kadar uzamıştır.
Fereydûn-i Muşîrî lise yıllarının sonlarında hem annesini hem de babasını
kaybeder. Özellikle annesinin genç yaştaki ölümü onu çok etkiler ve birçok
yazısından bu hislerinden bahseder. 20’li yaşlarında İkbal isimli bir kadınla
evlenerek yeniden bir aile edinir. İlerleyen yıllarda da bu evliliğinden Bahar
ve Bâbek adında iki çocuğu dünyaya gelecektir.
Şair Ferdâ-yiMa (Bizim
Yarınımız) isimli ilk şiirini İran-ı Mâ adında
bir dergiye gönderir. Derginin yayın kurulu şiiri o kadar beğenir ki
Fereydûn-iMuşîrî’ye şiirlerini dergilerinde daha sık görmek istediklerine dair
geri dönerler. Elbette daha gençlik yıllarında bir edebiyat dergisinden aldığı
bu güzel dönüt onu yazma konusunda daha da şevklendirir. Şair Tahran
Üniversitesinde Fars Dili ve Edebiyatı alanını okumaya başlar ancak bu dönemde
ilgisini çeken başka bir alan daha vardır. Gazetecilik. Gazeteciliğe olan
ilgisi daha ağır basan Fereydûn-i Muşîrî, bölümünü bırakır ve yine Tahran
Üniversitesinde Gazetecilik bölümüne devam eder. Şair mezun olduktan sonra 1978
yılına kadar devlet dairelerinde memur olarak çalışır. Bu sırada ise şiirler
yazmaya ve dergilerde çalışmaya devam eder. Fereydûn-i Muşîrî’in başlarda
gazetecilik kimliği yazın dünyasında daha çok bilinmektedir. Yıllarca birçok
dergide çeşitli görevlerde hizmet etmiştir. 1954 yılında görev yaptığıRûşenfikr (Aydınlık Düşünce) isimli
dergide sorumlu olduğu sayfalarda tiyatro oyunlarına, kitap-film
eleştirilerine, resimlere ve şiirlere yer verir. Bu sayfalardan en çok şiir
paylaşılanlar okurların ilgisini çeker. Bu ilgi öyle bir hale gelir ki dönemin
ünlü şairleri dahi bu sayfalarda şiirlerini yayımlatmak için sıraya girerler.
Ünü arttıkça zamanın birçok sanatçısıyla da röportaj yapma imkânı yakalayan
Fereydûn-i Muşîrî örnek aldığı birçok isimle de çalışma imkânı bulur.
Kendini şiir
alanında giderek geliştiren Fereydûn-i Muşîrî, 1956 yılında ilk şiir mecmuası Teşne-yiTûfân’ı(Fırtınaya
Susamış)yayımlar.Ardından 2. şiir mecmuası olanGonâh-i
Deryâ’yı(Denizin Günahı) gelir. Bu mecmualar daha çok o dönemde İran’ın
içinde bulunduğu durumları ve şairin bu durumlar karşısında hissettiği
duyguları yansıtan şiirlerden oluşmuştur. Bu eserlerde 2. Dünya Savaşının
izlerine ve karamsarlığına rastlamak kaçınılmazdır. Sadece dönemi değil şairin
heyecanlarını, acılarını, sevinçlerini ve aşkı da barındırır bu şiirler.
Fereydûn-i Muşîrî’in bu şiirleri hem konuları hem de tarzı bakımından öyle
beğenilir ki dönemin ünlü şairleri tarafından büyük takdir toplar.
Fereydûn-i Muşîrî1979 İran
Devriminden sonra döneminin birçok sanatçısının aksine ülkesinden ayrılmaz ve
yıllarca sessiz kalmayı tercih eder. Hayatının son zamanlarına doğru şairin adı
edebiyat dünyasında tekrar anılmaya başlar. Fereydûn-i Muşîrî bu dönemlerde
Amerika Birleşik Devletleri, Almanya,Hindistan, İsveç gibi ülkelere giderek
buralarda İran Edebiyatı ile ilgili konferanslara katılır. Hindistan gezisi ile
ilgili notlarını Güneşin Adından Daha
Yukarı/Gökte isimli bir kitapta derler.
Bu
edebiyatçı ve gezgin ruhlu adamın bilinmesi gereken bir yeteneği daha
vardır. Fereydûn-i Muşîrî aynı zamanda iyi bir müzik bilginidir de.
Edebiyatçı kimliğini daha çok baba tarafına borçluyken müzisyen kimliğini anne
tarafından kazanmıştır. Müziğin birçok detay bilgisine sahip olan Fereydûn-i
Muşîrî bu yönünü gerek küçükken sürekli dinlediği radyodan gerekse evde sık sık
yapılan canlı müzikler vesilesiyle edinir.
Fereydûn-i Muşîrî yaşamı boyunca
İran’ın geçirdiği birçok siyasi olaya şahit olsa da eserlerinde siyasetten uzak
durmaya büyük özen gösterir. Eserleri okunduğunda daha çok duygularından
bahsettiği görülür. Bunun yanı sıra tasavvufa değinen eserleri de vardır.
Eserlerinde daha çok çağdaş İran şiirlerinin esintileri olsa da geleneksel İran
şiirine de bağlılığını sürdürmüş ve ikisinin arasında bağ kurmayı başarmıştır.
Bu yönüyle de edebiyat dünyasında büyük takdir kazanmıştır.
İran
Edebiyatına Teşne-yiTûfânveGonâh-i Deryâisimli iki şiir mecmuası ve 23
şiir kitabı kazandıran Fereydûn-i Muşîrî 2000 yılında Tahran’da kan kanseri
nedeniyle hayata gözlerini yumar. Vefatından sonra çocukları Derîçe-i Mâh (Ayın
Küçük Penceresi) ve Nevâyî-yiHemâheng-i Bârân(Yağmurun Uyumlu Melodisi) isimli
iki şiir mecmuasını daha yayımlarlar.
Duygularını en içten ve hissettiği biçimde okuruna açan bu şairin neden sokak
şairi olarak anıldığına gelecek olursak Fereydûn-i Muşîrî’nin kullandığı sade
dil ve geniş kitlelere hitap eden konularını sebep olarak göstermek mümkün.
Bunun yanı sıra onu şöhrete kavuşturan en bilinen şiirlerinden biri olan Kûçe (Sokak) şiirinin de etkisi göz ardı
edilemez elbette. Öyleyse onu sokak şairi olarak anmamıza vesile olan bu
şiirden de birkaç dize paylaşarak son verelim yazımıza:
“Gönlümün mezarında senin hatıranın çiçeği parladı.
Yüz
hatıranın bahçesi güldü,
Yüz
hatıranın kokusu sardı:
Bir gece
birlikte o sokaktan geçtiğimiz aklıma geldi
Kanatlandık
ve o inzivada sevgili olarak dolaştık
Bir saat o
çayın ucunda oturduk.
Sen, siyah
gözlerine dünyanın tüm sırrı dökülmüş,
Ben hep,
bakışını izlemekten mahvolmuş.”
*Kına, N., “20. Yüzyıl Çağdaş İran Şairi Fereydûn-i Muşîrî”,Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi,(2018):
476-510.
28 Şubat
2020 / Muğla
https://www.yazi-yorum.net/2020/02/28/bir-sokak-sairi-ferdun-i-musiri-sevde-gul-kocalar/
