Sayfalar

15 Mart 2019 Cuma

Şehirler

 


Bir şehre yerleştiysen eğer ve uzun süre kalacaksan o şehirde, önce kendisiyle tanışmalısın. Çünkü şehirlerin de karakterleri vardır. Duyguları, anıları, acıları, sevinçleri, hüzünleri, gizleri, haykırdıkları, haykıramadıkları, düştükleri, kalktıkları, birinin işgaline uğradıkları, savaştıkları, barıştıkları, özgürlüğü tattıkları… Şehirler insanlara benzer. İçine kapanıktır kimi. Kendi halinde yaşar. Sayılıdır geleni gideni. Yoktur pek hal hatır soranı. Kimininse bitmez misafiri. Her sokağı ayrı kalabalıktır. Her sokağı ayrı bir hikaye barındırır. Biri villalara çıkar, biri gecekondulara, biri eğlence mekanlarına, biri aç boğazlara…

Şehirler insanlara benzer. Kimi dünde yaşar. Gelişemez bir türlü. Ayak uyduramaz hızla büyüyen yaşıtlarına. Anlam veremez yükselen rezidanslara. Ahşap ya da taştan evlere alışmıştır gözü. Ya anılara âşıktır ya anılar bırakmaz peşini. Nüfusu azdır. Terk edilmiştir çokça. Kimi ise yetişir zamanın akışına. Popüler olmak için göze girmek gerekir inancıyla diğer şehirlerin gözlerine sokar gökdelenlerini. İçi öyle kalabalıktır ki var olanın üstüne her gün biraz daha çoğalır. Tabi her gelen tutunamaz böyle şehirlerde. Kiminin üzerine kabus gibi çöker gökdelenler. Alır omzuna yükünü döner geçmişine geri.

Şehirler insanlara benzer. Şehirlerin de karanlık yüzleri vardır. Bilirler, duyarlar ve görürler. Sır saklarlar. Ya adları çıkarsa diye kimseye söylemezler. Ama bir duyulursa, gazetelerin üçüncü sayfalarında olaya karışan insanlardan önce onların isimleri geçer: “A şehrinde istismar!” İşte bu yüzden susar şehirler. Konuşmazlar. Şehirler de insanlar gibi dolup taşarsa bir gün sele bırakırlar tüm sırlarını. Yağmura saklanır gözyaşları, rüzgara karışır çığlıkları.

Şehirler insanlara benzer. Onlar da değişirler. Evler boyanır. Arnavut taşları, asfaltın altına saklanır. Yıllar sonra uğradığınızda şöyle bir geçerken, yabancı gelir her yeri. O artık sizin bildiğiniz şehir değildir. Zamanında sık sık uğradığınız kitabevi kapanmış yanına açılan devasa lokantanın deposu olmuştur. Oynayan çocukları tebessümle izlediğiniz parkın yerini katlı bir otopark almıştır. Siz zannedersiniz ki her şey bıraktığınız gibidir. Yıllar sonra denk geldiğiniz bir tanıdığa benzemez mi o vakit şehirler? Siz ona küçükken oynadığınız dokuztaşı hatırlatırsınız o size işyerindeki entrikalardan bahseder.

Şehirler insanlara benzer. Kimi zengindir doğuştan. Damarlarından petrol akar. Kimi yoksuldur. Kurak dağlarından pınarlar bile akmaz. Kimi varlığını kullanmayı bilmez. Bilmez ağaçlarından toplanan kahve çekirdeklerinin zenginin boğazından nasıl geçtiğini. Bu çekirdeği nasıl yiyorlar diye anlam veremez. Bilse zengin şehrin insanlarının kahve çekirdeğinden yapılan çikolata olmadığında nasıl krizlere girdiğini yine de anlam veremezdi. Çünkü o hiç yokluktan krize giren insanlar görmemişti. Onun içinde barınan insanlar genelde yoksulluktan ölürlerdi.

Şehirler insanlara benzer. Onlar da hiç beklemediği bir anda hayatın sillesini yiyebilirler. Her şey harika giderken; en güzel arabalar ilerlerken pahalı mağazaların dizili olduğu caddelerden; sokaklarında festival havaları; yemyeşilken bahçeleri, parkları; bitmezken her gece tiyatroları, sinemaları… Bir anda öyle bir şey olur ki şehirde; sele kapılır tüm gelecek hayalleri, koca bir enkazın altında kalır görkemleri. Bir insan kaza geçirir misal, bir şehirde deprem olur. Bir insan sevdiğini kaybeder misal, bir şehir selde boğulur.

Şehirler insanlara benzer. Onlar da doğarlar ve ölürler. Biri bir sınır çizer ve toprağa yerleşir. Zamanla çoğalır haneler. Zamanla çoğalır şehri şehir yapan nedenler. Büyüyünce sen artık şehir olabilirsin derler. Şehirler büyümenin pek de güzel bir şey olmadığını bilmezler. Onlar da insanlar gibi zamanla öğrenirler. Büyüdükçe içindeki sorunların da büyüyeceğini yaş aldıkça fark ederler. Büyüdükçe ona sahip olmak isteyenlerin artacağını tecrübeyle öğrenirler. Eğer yoksa savaşacak güçleri yenilirler, başlarını eğerler ve zamanla ölürler. İçlerindeki her çocuk için biraz daha can çekişir ve her çocuk öldüğünde biraz daha yiterler. Tıpkı içindeki çocuğun elini bırakan bir insan gibi, zamanın birinde kaybolur giderler.

Mart 2019 / Muğla

https://www.yazi-yorum.net/wp-content/uploads/2020/07/10-sayi-indir-29.pdf

HER SABAH

  Telefonun alarmı çalıyordu. Gözünü açmadan eliyle komidinin üstünü şöyle bir yokladıktan sonra sonunda telefonu bulup tuşuna basabildi. ...