Telefonun
alarmı çalıyordu. Gözünü açmadan eliyle komidinin üstünü şöyle bir yokladıktan
sonra sonunda telefonu bulup tuşuna basabildi. Alarm görevini yerine getirmişti
ancak o gözünü açamamıştı bile. Beyni devamlı kalkması gerektiğini tekrarlasa
da bedeni sanki yatağa yapışmış gibi ona direniyordu. Sonunda ikisinin arasını
yapmaya karar verip kendisine on dakika daha yatakta oyalanma hakkı tanıdı. Bu
on dakikayı çok iyi değerlendirmeli, iyice uyumalıydı. O yüzden vücuduna en
rahat şeklini vermeye gayret etti.
Biraz
sonra tülün hafif hafif dalgalandığını fark etti. Üşüdüğünü hissetti. Halbuki
her gece mutlaka camı kontrol edip öyle yatardı. Tuhaftır ki gerçekten de camı
kapatmamıştı. Bir an eve biri mi girdi diye tereddüt etti. Fakat para eden her
şeyi meydanda öylece duruyordu. Tekrar pencereye yaklaşıp camı iyice açtı.
Dışarda muhteşem bir koku vardı. Soğuk, hafif nemli, biraz toprak, biraz çimen…
Hava ise yavaş yavaş aydınlanmak üzereydi. Sokak lambaları daha kapanmamış,
muhtemelen dakikaları sayıyorlardı. Gökyüzü mor, mavi, kırmızı, sarı renklerin
bir araya girmiş haliydi. Büyüleyiciydi. Neden dışarı çıkıp biraz yürüyüş
yapmıyorum ki diye düşündü.
Hemen
hızlıca hazırlanıp dışarı attı kendini. Uzun zamandır bunu yapmadığını fark
etti. Biraz kendine kızdı biraz ana odaklanıp zevk almaya çalıştı. Gün daha
yeni aydınlanıyordu ama ortalık kalabalıktı. Büyükler işlerine, çocuklar
okullarına gidiyorlardı. Sahi ya benim okulum yok mu ne yapıyorum ben böyle
eşofmanlarla dışarda, diye düşündü. Sonra, ne okulu canım bir işim olmalı
gelmişim kaç yaşına, diye düzeltti kendini. Ama görünen o ki ne bir işi vardı
ne de okulu. Bir an kendisini kocaman bir boşlukta gibi hissetti. Yolun
kenarında öylece kalakaldı. Saati kurduğuma göre bir yere gidiyor olmalıyım.
Bir işim uğraşım olmalı, dedi kendi kendine. Kafası iyice karışmıştı ki usul
usul yüzüne damlaların düştüğünü fark etti ve uzun zamandır yağmurda
yürümediğini de. Kalabalığın içine bıraktı adımlarını. Az önce soğuktan
korunmak için taktığı şapkasını şimdi yağmurda ıslanmak için çıkarmıştı.
Kalabalık nereye doğru akıyorsa oraya doğru aktı o da.
Bir
lisenin kapısında buldu kendisini. Bir o kadar tanıdık bir o kadar uzaktı bu
demirden yapılmış heybetli kapı. Tam okulun adını okuyacaktı ki ani bir fren
sesiyle irkildi. Yolda hızla ilerleyen siyah bir araba yağmurda kayarak üzerine
doğru geliyordu. Ancak hemen onun önünde yüzü kendisine dönük ve kulaklığı
takılı bir liseli telefonuna bakarak okula doğru geliyordu. Kendisini bu gencin
üzerine nasıl attığını anlayamadı bile. Birlikte yere yuvarlandılar. Her şey
bir anda oldu. Şimdi genç de kendisi de yerdeydi. Araba okulun duvarına
çarparak durabilmişti. Neyse ki herkes iyiydi. Sadece gencin burnundan biraz
kan geliyordu. Hemen ayaklandı, gencin elinden tutarak onu da kaldırdı. İyi
olup olmadığını sordu. Genç bir yandan burnundan akan kanı koluna silmeye
çalışıyor, olayın şokundan cevap bile veremiyordu. Sadece sarılabildi, sanki
bir güç bir destek ararcasına. O da bu sarılmaya karşılık verdi. Uzun zamandır
kendisini hiç bu kadar iyi, bu kadar işe yarar hissetmemişti belki de. Sanki
epeydir görmediği bir dostuyla hasret giderir gibiydi. Sonra ayrıldılar ve son
kez baktılar birbirlerine. Genci okula uğurladıktan sonra kendisi de eve
dönmeye karar verdi. Yeterince heyecanlı bir sabah olmuştu, daha fazla güvenli
alanından uzak kalmasa iyi olacaktı.
Apartmanın
merdivenlerini lise yıllarındaki gibi ikişer ikişer çıkarken bir anda aklına
bir şey gelmiş gibi duraksadı. Ağır ağır tırmanmaya başladı bu sefer. Biraz
önce kurtardığı gencin gözleri geldi gözünün önüne, ne kadar da tanıdıktı. Evin
kapısını açar açmaz portmantonun aynasında kendisiyle göz göze geldi bu sefer. Donup
kaldı ve sonra orada olduğuna emin olduğu bir şeye kaydı gözleri, köşedeki
tekerlekli sandalyeye.
Gözlerini
araladığında gün çoktan aymıştı. Saate baktı alarmı kurduğu vakti çoktan
geçmişti, her sabah olduğu gibi. Elini burnuna götürdü, kanıyordu. Kanayan
burnunu yavaşça koluna sildi.
30 Aralık 2023 / Muğla
