Sayfalar

16 Ocak 2016 Cumartesi

kim bu bendeki ben?


Hayret ediyor insan. Bu ben miyim, ben şu anı yaşıyor muyum derken kendinden kaçıyor bazen. Boş vermişlik mi, alışmak mı, bastırmak mı bilmiyorum. Her ne olursa olsun iyi gelmiyor bünyeye. İnsan hissetmeli çünkü. Size de oluyor mu, bazen bir olay geliyor başıma ve şu an nasıl hissetmem gerekiyor acaba diye düşünüyorum. Ben beni tanıyorsam eğer şu an oturup bardaktan boşalırcasına ağlamam gerekiyor ya da ne bileyim bir köşeye çekilip pusmam gerekiyor gibi… Bir insanın ne hissetmesi gerektiğini o anda düşünmesi normal bir durum mu sizce? Bana bir süredir normal gelmiyor. Size bir sır vereyim mi? Ben şu aralar çokça korkuyorum kendimden.

Bir insan ancak aynalardan kaçıyorsa korkmalı kendinden. Ne zamandır bakmıyorsunuz aynaya? Hayır, hayır üstünüzü başınızı düzeltmek için değil; şöyle adam akıllı hesaplaşmak için. Ne kadar sen, sen olmasan da diğerlerinin yanında, ne kadar gizlesen de tüm yaşanmışlıkları, aklından geçen gizleri; kendinle göz göze geldiğin o an her biri haykırır gözlerinden. Bedeninden sıvışabilecekleri tek yer gözlerindir çünkü. Aynalar işte burada girer devreye ve yansımana bağıra bağıra der ki “İşte kaçak, yakala onu. Kaçıyor kendinden.” Üstat da diyor ya:

“Aynalar, bakmayın yüzüme dik dik;

İşte yakalandık, kelepçelendik!”

Aynalar derin mevzu yalnız. Böyle ayaküstü olmaz. Ama bir gün mutlaka konuşalım sizinle bu konu üzerine…

Fark ettim ki ben de bir süredir kaçıyorum aynalardan. Eskiden de yansıtmazdım ya sırlarımı ama ben bilirdim, sadece ben bilirdim ve bu durum bu zamana kadar bana yetmişti. Eskiden aynalar dosttu, hatta belki de tek sırdaşım. Beni en iyi anlayana, şah damarımdan bile yakın olana giden en kestirme yoldu. Gözlerimdeki hissi görürdüm o zamanlar, yaşardım dibine kadar. Tabii kendi içimde… Sığınırdım beni en iyi bilene. Şimdiyse farkında bile değilim yaşananları, kendi hayatımın seyircisi konumundayım. İşte bu yüzden korkuyorum aynalardan, gördüğüm simayı tanıyamamaktan. Üstadı daha iyi anlayarak kaçıyorum. Beceriyorum da vesselam, övünmek gibi olmasın.

Bazen insanlara içimi dökerken buluyorum kendimi. İşte o anlar, bardaktan taşan ilk damlalar oluyor. Nasıl oluyor bilmiyorum birden dilimin bağı çözülüveriyor. Beni tanır mısınız bilmem ama anlatmak pek benim işim değildir; ama iyi bir dinleyici olduğumu söylerler. Diyeceğim o ki benim bardak bu ara pek sık taşıyor, hiç boş kalmıyor mübarek. Ben de yabancıyım ya bu anlatma mevzusuna, nasıl duruyor bende merak ediyorum. Yakışıyor mu acaba? Hayır, o değil de ben bile farkında değilim mevzuyu arkadaş, ne anlatıyor olabilirim yani. Sonra empati kurup beni anlamayı anlamaya çalışıyorum. Yine seyircisi oluyorum kendimin.

Bir an tanıyamıyorum. Aynalardan bu ara çok uzak kaldım malum. Bu bakışlar bana mı ait diye bir süre düşündükten sonra söylediklerime kulak veriyorum.  Nasıl da abartıyorum be diyorum önce kendime, sonra gözlerim ve çöken omuzlarım her şeyi vuruyor yüzüme. Vay be Sevde diyorum. “Bu haller sana bir beden büyük gelmiş sanki. Allah dağına göre kar verir derler ya. Taşıyorsun neyse ki. Ancak bu kadar karı hayatında ilk kez görüyor olmalısın. O’na dayan, kışa diren Sevde Hanım. Allah yolunu açık etsin.” Amin.

16 Ocak- 16’ / Bitlis

https://tutunamayanlar.wordpress.com/2016/01/16/kim-bu-bendeki-ben/

 


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

HER SABAH

  Telefonun alarmı çalıyordu. Gözünü açmadan eliyle komidinin üstünü şöyle bir yokladıktan sonra sonunda telefonu bulup tuşuna basabildi. ...