Sabah uyanır uyanmaz ilk
yaptığı iş aynaya koşmak oldu. Rüyasında bambaşka biri gibi hissetmişti
kendini; biraz dağınık, rahat ve aslında tam da olmak istediği gibi. Aynanın
karşısına geçtiğinde her sabahki haliyle karşılaştı. Saçları darmadağınık,
sakalları hafif uzamış, gözlerinin altı morarmıştı. Hemen güzelce yıkadı
yüzünü. Dağınık saçlarının çoğunu sağa yatırıp kalanını da sola yatırdı. Liseye
başladığından beri hep böyle düzeltirdi saçlarını. Yaklaşık on beş yıldır hiç
değişmemişti bu alışkanlığı. Sonra gözlerinin altındaki morluklara yöneldi.
İyice yaklaştı aynaya, daha yakından yüzleşti morluklarıyla. Kendisine bir
başkasına acır gibi acıdı o an. Gecelere kadar çalışıyordu. Üstüne bir de
müşteriye iyi görünün diyordu patronu. Bu morluklarla mı? Ama denileni yapmak
zorundaydı. Duvara monteli banyo dolabını açtı ve mağazadan utana sıkıla aldığı
kapatıcıya benzer bir krem çıkardı. Güzelce yedirdi morluklarına. Aynanın
karşısından ayrılmak için can atıyordu. Çünkü ne zaman aynaya baksa iyi
hissetmiyordu kendini.
Hemen giyinme odasına yöneldi. Pijamalarını
çıkarıp beyaz gömleğiyle lacivert takımını geçirdi üzerine. Ya siyah takımı ya
da lacivert takımını giyerdi zaten ama kravat konusunda her sabah kararsız
kalırdı. Bir ona bir buna baktıktan sonra bordo olanı seçti ve aynanın
karşısına bile geçmeden birkaç saniyede yerleştirdi boynuna. Evde kahvaltılık
bir şey kalmadığını bildiğinden aşağıdaki fırından bir şeyler alıp açlığını
yatıştırmaya karar verdi. İş çantasını alıp son kez nasıl göründüğüne bakmak
üzere dış kapının yanındaki boy aynasına yöneldi. Önce ayakkabılarından başladı
denetime. Yavaş yavaş pantolonunun ütü çizgisini kontrol ederek yukarı doğru
kaydı gözleri. Gömleği de bembeyazdı ve kolalı. Sıra tam yüzüne geldiğinde
öylece kalakaldı. Fakat bu nasıl olurdu. On yıldır işe gidiyordu bir kere bile
sakallarını kesmeyi unutmamıştı. Hemen duvardaki saate çevirdi gözlerini. O da
ne saat dokuz olmuştu. Ama bu imkansızdı yıllardır öyle alışmıştı ki bedeni,
saatini kurumuyordu bile. Altıda açıyordu gözlerini. Koşar adımlarla banyoya
yönelirken patrona bu durumu nasıl açıklayacağını kuruyordu kafasında.
Tıraş makinesini almış tam sakallarına vuracaktı
ki makineyi kapatıp dikkatlice baktı yüzüne. ‘‘Yakışıyormuş bana be’’ dedi
sakallarını okşayarak, aynada sanki başkası varmış da ona iltifat eder gibi
hissetti. Sonra saçlarına gitti elleri. Kalktığında sağa sola yatırdığı
saçlarını iki eliyle darmadağınık yaptı. Doğru giyinme odasına koştu. Çıkardı
bordo kravatını, lacivert takımını. Çok beğenip de aldığı ama sürekli iş
yerinde olduğu için giymeye neredeyse hiç fırsat bulamadığı kot pantolonunu
geçirdi ayağına, üstüne de yıllar öncesinden kalma siyah tişörtünü. İki yıldır
ayağına geçirmediği spor ayakkabılarını da giyindi. Hemen boy aynasına koştu.
Bu sefer başından süzmeye başladı kendini. Dokunduğu her noktada biraz daha
ışıldıyordu gözleri, biraz daha buluyordu kendini. Sokağa çıktı hemen.
Nefesinin yettiği yere kadar koşmaya başladı. Biraz sonra sahilde buldu
kendini. Gözlerini kapatıp derin derin derin çekti deniz kokusunu ciğerlerine.
Birden açtı gözlerini ve hayatının en büyük şaşkınlığını yaşadı. Yatağındaydı.
Hemen yanındaki saate baktı sabah altıyı gösteriyordu. Banyodaki aynaya ulaştı.
Saçları her sabahki gibi darmadağınıktı, sakalları ve morlukları da olduğu gibi
duruyordu. Aslında her uyandığında kendi gibi olduğunu fark etti. Gülümsedi
aynadaki yansımasına. Sonra kendisine ve hayatına şekil veren insanlara
küfredip saçlarının çoğunu sağa yatırdı kalanını da sola…
Bolu / Mayıs-14'
https://m.gencdergisi.com/7767-ben-miyim.html
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder