
“Ey kör! Aç gözünü de düşlerden uyan. Simurg’u göremesen de bari küçük
bir serçeyi gör. Kaf dağına varamasan bile hiç olmazsa evinden çıkıp kırlara
açıl; böcekleri, kuşları, çiçekleri ve tepeleri seyret. Bırak dünyanın
haritasını yapmayı! Daha hayattayken bir taşı bir taşın üstüne koy. Gülleri ve
bülbülleri göremeyip gün boyu evinde oturan adam Dünyanın kendisini hiç
görebilir mi?” (s:21)
Uzun İhsan Efendi, geceleri yeşil bir şurup içip uykuya dalan, rüyasında gezdiği gördüğü yerleri kağıda döken bir düş gezgini. Uyku esnasında ruhun bedenden ayrılarak dolaştığını ve bu sayede diyar diyar gezmenin de mümkün olacağını kavramış olan Uzun İhsan Efendi; düşlerde gezebilecek iken kalkıp zahmet çekerek gezmek neden, düşüncesiyle yattığı yerden kıtaları geziyor, bazen kendini hiç olmayacak yerlerde de bulabiliyor. Kendisi “Puslu Kıtalar Atlası”nın, yani aslında İhsan Oktay Anar’ın yazdığı ve şu anda elimde tuttuğum kitabın yazarı. Bir dakika bir dakika kim bu kitabın yazarı? Nerden geliyor bu isim benzerliği? Kim kimin düşünde? Ben kimim? Ben aslında var mıyım? Düşünüyorum o halde varım.
Romanda birçok eski ve yabancı kelimeyle karşılaşsak da bu kesinlikle
romandan kopmaya neden olmuyor. Romanın sizi içine alıp sürüklediği alem o
kadar akıcı ve gerçek ki hiç yabancılık duymadan kendinizi olayların içine
bırakıveriyorsunuz. Öyleyse başta giriş yaptığımız olaylar zincirine kabataslak
bir dönüş yapalım. Kabataslak diyorum çünkü, kitapta geçen olayları kitabı
okumadan anlamak pek mümkün değil. Kitabın içeriği, zaman-mekan-kişi örgüsü,
bölümler arasındaki bağlar ancak kitabın özgün düzeni ve anlatımıyla zihninize
yerleşebilir. Yine de elimden geleni yapacağım.
Yazarla isim benzerliğinin yanı sıra tip olarak da kendisine benzeyen
Uzun İhsan Efendi, düşlerinde yaptığı gezintilerden oluşturduğu “Puslu Kıtalar
Atlası”nı lağımcı ocağına katılan oğlu Bünyamin’e emanet ediyor ve oğluna
gezmeye cesaret edemediği dünyayı gezmesi için şu sözlerle cesaret veriyor: ”Macera ise en büyük ibadettir; çünkü O’nun eserini tanımanın
başka bir yolu olduğunu görebilmiş değilim.”(s:55) Bünyamin savaş esnasında ustası Verdapet ile
kalelerin altını kazarken Uzun İhsan Efendi, Rendekar’ın “Zagon Üzerine
Öttürmeler” isimli eserine dalıyor artık düşler yerine. Rendekar’ın her
bilgiden şüphe etmesinden dolayı kendisinin şüphe ettiğinden şüphe duymaması,
öyleyse var olduğu anlamına ulaşmasına başka yönlerden bakıp ya ben düşündüğüm
için her şey varsa diye derin düşünce kaosları içinde buluyor kendini. Romanı
okurken sadece Konstantiniye’nin değil felsefenin de sapaklarına dalıyorsunuz haliyle.
Asıl olaylar Bünyamin’in bir kale kuşatması esnasında Zülfiyar isimli
padişah casusunu kurtarırken düşman baskınına yakalanması ve casusun kaçarken
siyah bir parayı Bünyamin’e vermesiyle başlıyor. Bünyamin’in yüzü baskında
tanınmayacak hale gelince casus onun Bünyamin olduğunu anlamıyor ve Bünyamin’in
parayı alıp kaçtığını düşünüyor. Konuşmalardan paranın değerli olduğunu anlayan
Bünyamin de hafızasını kaybetmiş gibi yaparak uzun yollar aşıp Konstantiniye’ye
varıyor. Fakat vardığında evini talan edilmiş halde buluyor ve uğradığı
meyhanelerde duyuyor ki yeniçeriler Uzun İhsan Efendi’nin evinde bir şeyler
aramışlar; bulamayınca işkence edip kulaklarını kesmiş, gözlerini oymuş,
dilenci loncasına bırakmışlar. Bünyamin bir yabancı gibi dinliyor olanları.
“Puslu Kıtalar Atlası”nın içine sakladığı siyah parayı aradıklarını anlayarak
ağlaya ağlaya babasını aramaya başlıyor. Dilenci loncasına vardığında yüzünün
perişan halinden ötürü çok para kazandırır düşüncesiyle hemen kabul ediliyor
loncaya. Ancak babasını gözetliyorlar düşüncesiyle yanına yaklaşamıyor.
Kitabın kötü adamı Ebrehe. Her gece locadan o gün
toplanan paraların hepsini alıp ertesi sabah geri veriyor nedense. Romanın
devamında kendisinin yıllar önce padişahlardan birinin oluşturduğu gizli bir
casus teşkilatının Büyük Efendisi olduğunu öğreniyoruz. Ebrehe’ye kadar tüm
Büyük Efendiler dönemin padişahına gidip padişahı kendilerinden haberdar
ederken Ebrehe kimseye bir şey söylemeden teşkilatı gizli gizli tamamen “bilme”
tutkusu için kullanıyor. Bunu teşkilattaki casusların çoğu bilmiyor tabii. Sahte
padişah fermanlarıyla kaleden alınmaya çalışılan siyah para için dökülen
kanlar, işkence edilen Uzun İhsan Efendi’nin hali… Hepsi Ebrehe’nin eseri.
Ebrehe’nin loncaya uğradığı bir gün Bünyamin’in onu boğulmaktan kurtarmasının
ardından aralarında geçen “bilmek”le ilgili diyalogdan sonra Ebrehe Bünyamin’i
teşkilata davet ediyor. Ebrehe uzun uzun bilmenin sırlarından, boşluktan,
zamanı geri çevirmekten ve kıyamete bir yıl kaldığını gösteren kehanet
aynasından bahsediyor Bünyamin’e. Kitabın bu bölümleri oldukça ilgi çekici.
Dilenci loncasının başı Hınzıryedi ise bambaşka bir karakter. Hayatının
detaylarına inmeyerek Ebrehe’nin gazabından onun da nasibini aldığını
söyleyebiliriz. Ancak Hınzıryedi’nin intikamı ağır oluyor. Ebrehe son nefesini
vermeden önce yalnızca Bünyamin’e veriyor siyah paranın sırrını. Kehanet
aynasının başka bir teşkilatın oyunu olduğunu öğrense de ne çare. Her insanın
kendi kıyametidir ölümü. Bünyamin bu günahkarın vasiyetiyle saklıyor siyah
parayı Ebrehe’nin ağzına ve bağlıyor çenesini.
Roman boyunca ara ara “Puslu Kıtalar Atlası”nı rastgele açıp cümleler
okuyan Bünyamin, romanın sonunda tekrar aralıyor sayfaları ve atlasın sonunda
kendisine yazılmış uzun bir mektup görüyor. Öğreniyor ki her şey, herkes, kendi
dahil bir düşmüş. Uzun İhsan Efendinin düşü. Babası yaşamaya cesaret edemediği
her şeyi düşündeki oğlunun yaşadığını düşlemiş meğer. İşte bu yüzden
Bünyamin’in düşlerindeki güzel kız Aglaya’dan bile haberdarmış.
Değinmek istediğim ancak değinemediğim öyle
olaylar öyle karakterler ve o karakterlerin öyle yaşantıları var ki… Sokakların
Efresiyab’ı Alibaz, dilencilerin şahı Hınzıryedi, gittiği her mekanı yıldırım
çarpan Dertli, cellatların bıraktığı cesetleri inceleyip anatomi kitapları
yazan Kubelik, göğsünde değerli bir taşla yaşayan lağımcı ustası Verdapet,
Bünyamin’in hırsız maymunu Müşteri ve daha niceleri… Hepsini anlatmamız
mümkün değil. Haydi karakterleri anlattık diyelim sizi olayların geçtiği tarihlere
ancak Anar’ın hayranlık uyandıran betimleme becerisi götürebilir. “Bu bir tarih
kitabı mıdır peki?” sorusuna ise kitabın önsözünde Hulki Aktunç şöyle cevap
verir: “Hayır. Tarihsel olan’dan yeni bir roman çıkarmak, romanı da
yeniden tarihleştirmektir ama”(s:10).
Ayrıca kitabın enfes bir çizgi romanı olduğunu da belirtmeden
geçemeyeceğim. Ünlü karikatürist İlban Ertem’in kaleminden çıkan harika
çizimler kitaptan birebir uyarlanmış ve çizim süreci Ertem’i bir hayli
zorlamış. Bunun sebebi ise çizimlerin birebir anlatılanlara uygun olması için
Ertem’in kitapta geçen mekanları, kılık kıyafetleri bulmak amacıyla derin bir
araştırmaya girmesi olmuş. Öyle ki İstanbul’da girmediği kütüphane, taramadığı
dönem ansiklopedisi kalmamış. Benim hatam ise romanın aslından önce çizgi
romanını okumak oldu. Çünkü çizimler o kadar iyi ki daha sonra romanı okurken
zihnimde sürekli Ertem’in çizimlerinin canlandığını fark ettim. Bu da farklı
bir deneyim oldu tabi. Ertem’in “Puslu Kıtalar Atlası” çizim serüvenini anlatan
belgesel tadında kısa bir video da Youtube-Çizgi Roman Yolculuğu sayfasının 4.
Bölümünde sizleri bekliyor.
Son olarak kim kimin düşünde bilmem. Bildiğim ve romandan
benim anladığım şu ki insanın içinde hep bir merak, bu meraktan sebep hep bir
maceraya atılma isteği mevcuttur. Bunu bedenen yaşayamıyorsa dahi düşlerine
yaşatır. Belki bir kitap yazar, karakterlerine yaşatır. “Puslu Kıtalar
Atlası”nın beni en çok etkileyen sözleriyle kapatıyorum kitabın kapısını:
“Dünyaya şahit olmanın yolu
ise maceranın kendisinden başka bir şey değildi. Yaşanılanlar, görülenler ve
öğrenilenler ne kadar acı olursa olsun, macera insanoğlu için büyük bir
nimetti. Çünkü dünyadaki en büyük mutluluk bu Dünya’nın şahidi olmaktı.”(s:91)
İhsan Oktay Anar, Puslu Kıtalar Atlası, İstanbul,
İletişim Yayınları, 1995, s.10, s.21, s.55, s. 91.
“Puslu
Kıtalar Atlası-İnceleme”, Kayıp Rıhtım, (Çevrimiçi), http://www.kayiprihtim.org/portal/inceleme/puslu-kitalar-atlasi-inceleme/ ,03.07. 2009
17 Mayıs – 19’
/ Muğla
https://www.yazi-yorum.net/2019/05/17/ihsan-oktay-anar-puslu-kitalar-atlasi-sevde-gul-kocalar/

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder