Sayfalar

17 Ocak 2020 Cuma

Hayatı Şiirleştiren Kadın; Didem Madak

Bir şiir okurken alışıldık bir düzen arar gözlerimiz, biraz uyak biraz kafiye… Her şiirde olmasa da çoğunda var olan şiir geleneğini yıkmış bir kadın, Didem Madak. Kalemi eline almış, içini içinden geldiği gibi dökmüş kağıda. Sonra bir bakıvermiş şiire dönüşmüş kağıda düşen kelimeler. Efsunlu şiirlere. Kendi deyimiyle onun şiirleri ütüsüz ve buruşuk gezdirdiği ruhunun diyeti. Bir düzeni, onu sıkıştıran kuralları yok. Hayatı bazen gördüğü gibi bazen hissettiği gibi kağıda yansıtmış. İyi bir gözlemci. Hem çevresindeki olayları, insanları, hatta eşyaları hem de içinde hissettiği duyguları, hayalleri, acıları ve korkuları çok iyi tanımış; bizlerle de tanıştırmış.

Didem Madak, dünyaya gözlerini 1970‘te İzmir ‘de açar. Kendisinden 6 yıl sonra da kardeşi Işıl dünyaya gelir. İlk oyun arkadaşı, çocukluğunun en güzel anlarının şahidi Işıl, ileride şiirlerinin de ana karakterlerinden olacaktır. Güzel geçen bu çocukluğu belki de bitiren ve Madak’ı daha 14 yaşında bir anda olgunlaştıran bir olay yaşanır. Madak’ın annesi Füsun Hanım kolon kanseri nedeniyle vefat eder. Annesinin acısına alışmaya çalıştığı bu zor günlerde teyzesi Hale, Didem Madak ve kardeşi Işıl’a annelerinin ünlü şairlerin şiirlerini derlediği defterini verir. Böylece Didem Madak‘ın içinde bir yerlerde gizli olan şairlik damarına ilk temas gerçekleşir. Ayrıca teyzesinin zengin edebiyat koleksiyonu da şairin edebiyat merakını daha da kamçılar. Edebiyata olan ilgisinin arttığı bu dönemde şair büyüyüp genç bir kız olmuştur. Hukuk fakültesini kazanmıştır. Ancak okulun daha ilk yılında duygularının ağırlığına yenik düşüp sevdiği adamla nikah masasına oturur ve okulunu yarım bırakır. Ne yazık ki bu evlilik uzun sürmez. Eşinden ayrıldıktan sonra ise şairin kendini asıl keşfetme süreci başlar. Kendine İzmir’de bir bodrum katı tutar ve yazmaya başlar. Yaşadıklarını, acılarını, hissettiklerini o yazar, kağıt dinler. İçinden geldiği gibi bırakır içinde yıllarca biriktirdiği dizelerini. Uzadıkça uzar şiirler:

“Ben bir bodrum kat kızıyım bayım

Yalnızlıktan başka imparator tanımaz bodrumum

Bir süredir plastik vazolar gibi hiç kırılmıyorum

Fakat korkuyorum. Birazdan da

Kırk üç numara ayakkabılarınızla

Bahçede oynayan çocukların üstüne basacaksınız

Bu iyi olmaz bayım!” (Çiçekli Şiirler Yazmak İstiyorum Bayım! şiirinden)

Bir yandan şiire yöneldiği bu dönemde bir yandan da çıkan afla okuluna geri döner ve hukuk fakültesini tamamlar. Şairin ilk şiir kitabı Grapon Kağıtları da bu dönemde yazdığı şiirlerden oluşur. İlk şiiri 1995’te “Sombahar” isimli bir dergide yayımlanır. Şairin ara ara dergilere yolladığı şiirlerini takip eden küçük bir okur kitlesi bile oluşmuştur. Madak’ın öyle geniş kitlelerce tanınmak gibi bir derdi yoktur. Şiirlerini okuttuğu kardeşi Işıl, Madak’a bir şiir yarışmasından bahseder ancak şair oralı bile olmaz. Işıl ise onun şiirlerinin daha fazla insana ulaşması gerektiği inancındadır ve bu inançla ablasının şiirlerinden derlediği Grapon Kağıtları isimli dosyayı “2000 İnkılap Şiir Yarışması”na yollar. Yarışmaya katıldığından haberi bile olmayan Didem Madak yarışmayı kazanır ve böylece ilk şiir kitabı Grapon Kağıtları İnkılap Yayınlarından çıkarak okuruyla buluşur.

Didem Madak Kitaplarının genelinde hissettiğimiz, sanki biriyle karşılıklı konuşuyormuş ya da birisine mektup yazıyormuş hissi özellikle ilk kitabı Grapon Kâğıtlarında oldukça yoğun hissedilir. Kendisi de kitabın arka kapağında kitapta yer alan şahıs ve kişilerin gerçekle alakalarının tam olduğunu belirtir zaten. Bu ilk kitabını, yayımlanmasında etkisi büyük olan kardeşi Işıl’a ithaf eder. Başta kardeşine, dostlarına ama en çok küçük yaşta kaybettiği annesine dair dizeler buluruz Grapon Kağıtlarında:

“…Bazen ölmek istiyorum

Beni yeniden doğurman için

İri, ekşi bir vişne tanesi gibi.

Erken öleceğini biliyordum bana bırakmak için,

Bu acımasız ölü anne sesini”

(Annemle İlgili Şeyler şiirinden)

Madak şiir yazmanın çocukça muzip bir tarafı olduğundan bahseder bir röportajında. Şiir yazmayı bir çocuğun ateşle oynama muzipliğine benzetir. Genelde yangın çıktığını ve yanan yerleri grapon kağıtlarıyla kapattığını ifade eder. Didem Madak okurken o yangının sıcaklığını hissetmemek çok zordur. Üstelik yangın 2002’de okurla buluşan Ah’lar Ağacında da devam eder. Ah’larla doludur kitap. Şair her “Ah!” ettiğinde içinize bir sızı düşer. Bu ah’ın ağırlığını çok iyi biliyor olacak ki bu kitabı da ses tonunu emanet ettiği Ahlat Ağacına ithaf eder. Yakın dostu Müjde Bilir ile yaptığı bir röportajında yaşamı boyunca çok ah ettiğini belirtir ve bu kitabı da ettiği ah’ları gömdüğü bir ağıt olarak nitelendirir.

 (Ah’lar Ağacı şiirinden)

Şair ilk iki kitabında yer alan diyalog-mektup havasında yazdığı şiirlerden tam olarak olmasa da biraz uzaklaşarak, 2007 yılında yayımlanan son kitabı Pulbiber Mahallesi kitabında merkeze kurgusal bir mahalleyi alır. Anlatmak istediklerini zaman zaman mahalle üzerinden şekillendirdiği imgelerle kaleme alır. Kitap ayrı ayrı şiirlerden oluşsa da şiirlerde mahalleden verdiği bir detayla okura tek bir şiire devam ediyormuş hissi verir. Yine de kağıda düşenler hayatından izler taşır ancak bu sefer mahalleden yararlandığı detaylar yardımına koşar:

“…Bu mahalleye ben Cenevizlilerden kalmışım.

Bir elli altı santimlik bir kule olarak

Ferman tarihinse

Göğe doğru uzanan bu beden de bizimdir icabında…”

(Pulbiber Mahallesini Tanıyalım şiirinden)

Didem Madak isminin artık geniş bir kitleye yayıldığı dönemdir. Şiirlerini okuyan, kendisine aşık bir adamla yolları kesişir şairin. Didem Madak da bu adama aşık olur ve şair 2005 yılında yeniden yuva kurar. 2008 yılında küçük kızı dünyaya gelir. Adını Füsun koyar. Annesinin yaşayamayan adını kendi kızında yaşatmayı arzular. Ancak şair birkaç yıl sonra annesinin hastalığına yakalanır ve hayata gözlerini yumar. 41 yıllık hayatında iki Füsun’a da doyamadan 2011’de vefat eder. Ardından geride bıraktığı 3 yaşındaki kızı Füsun’a yazdığı şu satırlar kalır:

“Canım kızım, cehaletimden şair oldum… Annesizlikten. Sen sakın şair olma!”

Didem Madak’ın şiirlerini anlamak için yaşadığı bu acıları bilmek gerekir mi? Şiirlerine hayatını işleyen bir kadını anlayabilmek için bence gerekir. Şiirin kapılarını açan ve ona en çok şiir yazdıran başlıca nedendir çünkü şairin küçük yaşta kaybettiği annesi. Bu yüzden içini dökerken sıklıkla rastlarız annesi Füsun’a. Şiirin hiç beklemediğimiz bir yerinde annesinin adını sayıklarken duyarız.

Bir Füsun’u kaybetmekle başlayan şairliğin bir Füsun’u kazanmakla sona erdiğini de bilmek gerekir. Kızı doğduktan sonra şiir yazamadığını söyler Madak, ancak bundan asla şikayetçi değildir.

Elbette şairin şiirlerinde yoğunlaştığı tek konu annesizliğin yaşattığı acı değildir. Dünya üzerinde kadınların yaşadığı zorluklara, kendi yaşadığı acılara, kadının gücüne de sıkça yer verir dizelerinde. Kadınlara sınırlar çizilen bir toplumda sınırı aşmaya yeltenenlerin cesareti etkiler şairi. O da bu sınırı aşmak için şiirlerine sarılır:

“…Dünyaya bir kadının eli değse Zeyna!

Şöyle ağır bir halı gibi çırpılsa,

Tozlar havalansa…”

(Pulbiber Mahallesi Tarihi şiirinden)

Didem Madak’ın şiirlerini okurken kendini açıkça ifade eden, samimi bir insanı dinlermiş gibi hisseder okur kendini. Bu samimiyet karşısında okurun da kendini açmaması nerdeyse imkansızdır. Ben bu duyguyu tanıyorum, ben bu acıyı hissediyorum dedirtebilir çünkü Didem Madak okuruna. Alışılmışın dışında olan, kurallar tanımayan, kendi içinde kara mizah barındıran, bazen ironik bazen mecaz bazen ise ağır bir gerçeklikle bizleri kendi efsununa çeken bu şiirleri nasıl gördün? Nasıl yazdın? Az sonra ölecek birinin gözleriyle dünyaya baktığında hayatın her yerinden şiirler fışkırdığını söyleyen kadın! İyi ki geçtin bu hayattan, iyi ki dünyaya baktın…

Kaynak: Didem Madak’ı Okumak. Metis Yayınları. 2015 edebiyathaber.net (23 Temmuz 2012) Müjde Bilir Didem Madak’la Söyleşi gazeteduvar.com.tr/ Didem Madak'ın bam teli. Enver Topaloğlu. 15 Nis 2017 gazeteduvar.com.tr/ Didem Madak’ın şiirinin sırları. Enver Topaloğlu. 29 Tem 2017

18 Ocak 2020 /Muğla

https://www.yazi-yorum.net/wp-content/uploads/2020/07/20-sayi-indir-55.pdf

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

HER SABAH

  Telefonun alarmı çalıyordu. Gözünü açmadan eliyle komidinin üstünü şöyle bir yokladıktan sonra sonunda telefonu bulup tuşuna basabildi. ...