Havada Bulut; Sait Faik Abasıyanık’ın 1951 basılan, oldukça
farklı kurgusuyla dikkatleri üzerine çeken öykü kitabı. Adalar öykücüsü Sait
Faik’in birçok eserinde olduğu gibi, bu eseri de yaşamını sürdürdüğü
Burgazada’da geçmektedir. Zaten eserlerinin çoğunu yaşayarak yazdığına inanılan
yazar, Havada Bulut adlı eserinde de okuyucuyu bu duruma bir hayli inandırıyor.
Ancak kitabın daha giriş bölümünde, sonraki bölümlerde bizlere sunacağı
öykülerin Ahmet isimli bir kişiye ait olduğunu belirterek “Ahmet Bey diye biri
belki de hiç yoktur, belki bu öyküleri yazan da benimdir, ama siz yine de o
yazmış gibi okuyun, o da yazmış olabilir” gibi kafa karıştıran ilginç
uyarılarda bulunuyor.
Var olup olmadığından emin olamadığımız Ahmet Bey’in
öykülerinden önce yer alan giriş kısmı da kitabın adıyla aynı ismi taşıyor.
Yazar, giriş kısmında bizlere daha çok İlerleyen sayfalarda öykülerini
dinleyeceğimiz Ahmet Bey ile nasıl tanıştıklarını anlatıyor. Kitabın başında
anlatıcı –biz onu Sait Faik olarak algılıyoruz- yaşanmış olayları bulup yazmak
üzere Burgazada’da dolanıp duran bir yazardır. Başlarda köydeki zengin bakkalın
hayatını kaleme almayı düşünürken köye gelip giden posta müvezziinin anlattığı,
köpeği ile konuşan adam ilgisini çekmeye başlıyor.Adam hakkında malumat
toplamak zor olmuyor. Posta müvezzii posta taşımaktan çok laf taşımak işiyle
uğraşıyor çünkü. Posta müvezzii bir gün adamın bir dergiye yollaması için
kendisine zarf verdiğini söylüyor bizim yazara. Yazar da, posta müvezzii de bir
anda meraklarına yenik düşüyorlar vezarfın içinden çıkan öyküyüaçıp okuyorlar.
Okuduğu öyküden sonra merakı daha çok artan yazar, yavaş fakat sağlam adımlarla
köpeğiyle konuşan adamın hayatına girmeye başlıyor. Aralarındaki dostluk bağı
giderek kuvvetlenince yazar daha fazla bu vicdan azabıyla yaşayamıyor ve adama
zarfını açıp öyküyü okuduğunuitiraf ediyor. Yazar, köpeği ile konuşan adamın
öfkeyle karşılık vereceğini beklerken adamın gülen yüzüyle karşılaşıyor; köpeği
ile konuşan adam ise bundan sonra öykülerini okuyabileceği biriyle.
Kitabın bundan sonrası, adını daha sonraki bölümlerde
öğrendiğimiz köpeği ile konuşan adam yani Ahmet Bey’in öyküleriyle devam
ediyor. Ahmet Bey’in öyküleri daha çok kendi yaşamından izler taşıyor.
Öykülerini kaleme alırken üzerine yapışan, ardında bırakamadığı acılarından,
hatıralarından ve en çok da Yorgiya isimli genç bir kıza karşı hissettiği
imkansız bir aşktan besleniyor. Bazen Ahmet Bey okuyor öyküleri bazen bizim
yazar okuyor. Bazı öykülerin arasına ara ara yazar ile Ahmet Bey ‘in birkaç
diyalogları da sıkışıyor. Eğer var olmayan bir Ahmet Bey’den bahsediyorsak
yazarı kendi kendine oturmuş öyküler okurken hayal etmemiz de pek tabi
mümkün. Bu diyalog kısımlarında siz de Ahmet Bey’in öykülerinden sıyrılıp
gerçek dünyaya geri dönüyor gibi oluyorsunuz. Ancak bu seferde başka bir
öykünün-Ahmet Bey’i konu alan öykünün- içinde olduğunuzu fark etmeniz çok kısa
bir zamanınızı alıyor. Sait Faik bu alışılmadık öykü kurgusuyla bir öykünün
içinde başka öyküler okuyormuş gibi hissetmenize neden oluyor. Eserin efsunlu
anlatım tarzı, Sait Faik’in öykülerinde kullandığı şiirsel ve akıcı üslubuyla
birleşince sizi başka bir aleme kolaylıkla taşıyabiliyor.
Kitabın giriş kısmı ne kadar kitapla aynı adı taşısa da
kitaba adını veren asıl Havada Bulut öyküsü ilerleyen sayfalarda çıkıyor
karşımıza.
“-Götürüyorum, havadaki
bulutu kovama doldurdum. Götürüyorum.
Kömürcü Hıristo evvela bir şey
anlamadı. Şaşkın şaşkın bu sefer yüzüme baktı:
-Ne bulutu kızım?
–Bayağı bulut… Yusyuvarlak, bembeyaz bir bulut…
Şimdi anlamıştı artık.
Çocukluk geçirmeyen var mı? Kim bilir, belki o da bir gün kova ile evine güneş
götürmüştü:
-Sizin evden içeriye o
bulut girmeyecek!”(s:175)
Çocukluk… İnsanın hayatında en saf, en temiz haliyle yaşadığı
devre. Hayal kurup kurup her yıkılışında bir yaş daha aldığı gerçeğini de
Yorgiyao gün ilk kez tattı belki de. Kovadaki bulut evin içine girmedi. Havada
kaldı. Yorgiyada Ahmet Bey’in öykülerinde hep bu saflığıyla, çocukluğuyla,
masumiyetiyle kaldı.
“Onda neşeli, zengin bir
ömrü, belki de beraberce takıldığı için hemen saadet derecesine yükseliveren
sefaleti bulurdum. Dilimde şimdiye kadar duyamadığım tatlar duyar, gözümde,
bilemediğim bir insanlık rüyası, bir Walt Disney filminin renkleri uçuşmaya başlardı.”(s:193)
Onu kötüye yakıştıramamıştır Ahmet Bey ancak
kötünün ona yaklaştığını hissettirmiştir öykülerinde. Yorgiya kitabın ana
karakteri değildir, ancak her öykü ucundan kıyısından hep ona dokunmaktadır.
Başkasının öyküsüdür anlatılan ama o başkası Yorgiya’nın arkadaşıdır. Başka bir
öyküde bir mekanda olan bitenler anlatılır. O mekan Ahmet Bey’in Yorgiya’yı
gördüğü bir yerdir. Öyküler başka başkadır ama hepsi bir noktada birbirine
dokunur; Yorgiya’da.
Havada Bulut’u incelerken eserin son kısmına geldiğimizde
Ahmet Bey’in yazara yazdığı son mektup çıkar karşımıza. Gözlerimiz Yorgiya’yı
arar. Bulamaz. Derlenip toplanıp Boğaziçi’nin sapa bir yerinde kahve açmaktan
bahsetmektedir mektubunda Ahmet Bey. Bir de yanında kuyruksuz, keneli, miskin
bir köpek hayal etmektedir. Yazar şöyle bitirir eseri: “Bana böyle bir kahve ve böyle bir köpeği ve çırağı ile haşır
neşir bir adam, bir kahveci görürseniz haber verin. Günün siyasi
dedikodularından kurtulmak için kendime ve bütün okuyucularıma, orada bir kahve
içmeyi sağlayacağım.”(s:253)
Kahveciyi bulan olmuş mudur? Sait Faik kendisine ve bütün
okuyucularına çay ısmarlamış mıdır? Ahmet Bey sahiden yaşamış mıdır? Kovada bulut taşınır mı? Gözümde tüm okuyucularıyla
oturmuş çay içen bir Sait Faik canlanıyor, kıskanıyor insan. Son zamanlarını
yalnız geçiren, bu yüzden son öykülerinde hep yalnız insanlara yer veren, içine
yönelen Sait Faik’i keyifli keyifli okurlarıyla çay içerken hayal etmek iyi
geliyor. Hayal bu ya, biz de sığınalım kahvenin bir köşesine. O içeri giren kim
elinde kovayla? Ahmet Bey! Havada Bulut da sizinle geliyor.
Kaynak:Abasıyanık, S.Faik. Bütün Eserleri-4:Mahalle Kahvesi–Havada Bulut. Ankara: Bilgi Yayınevi, 1970.
7 Ocak 2020 / Muğla
https://www.yazi-yorum.net/2020/01/07/havada-bulut-sait-faik-abasiyanik-sevde-gul-kocalar/

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder