Öteki, Dostoyevski’nin üslubuna hayran kalacağınız, sonuna ne ara vardığınıza şaşıracağınız, okuması kısa, etkisi uzun süren değerli bir eseri. Dostoyevski denince akla ilk gelen eserlerden biri değildir Öteki. Bu geri planda kalmışlığının sebebi muhtemelen eserin doğduğu dönemde psikoloji alanının daha yeni yeni konuşulmaya başlamasıyla ilgili. Ancak bu eserin benim gözümde değeri diğerlerinden farksız. Eseri okuyan birçok insanla da aynı fikre sahip olduğuma inanıyorum.
Dostoyevski bu romanı 1946 yılında kaleme alır. Eser yazarın İnsancıklar romanından sonra kaleme aldığı ikinci romanıdır. Aslında içeriğini okurken, özellikle ana karakterin iç dünyasına yaptığı yolculuklarda, ilerde adını duyuracağı ünlü eserlerine bir hazırlık yaptığını söylemek mümkündür. İnsanın düşüncelerini, duygularını, yaşadığı gitgelleri biraz da ruhsal sıkıntılar yaşayan bir adamın zihninden yansıtmak okuru ister istemez içine çeker. Bu bulanık ruh hali yazarın daha sonraki eserlerinde karşımıza çıkan parçalanmış kimliklerin ilk adımlarıdır.
Romanımızın ana karakteri
Yakov Petroviç Golyadkin bir devlet memurudur. Kitabın daha ilk sayfalarında
Bay Golyadkin’in kendisiyle ve çevresiyle olan iletişiminde yaşadığı
aksaklıklar gözümüze çarpar. Anlatıcı bir yandan Bay Golyadkin’in zihninden
geçenleri bizlere yansıtırken bir yandan da çevresindeki insanların ona karşı
tepkilerini de gayet objektif bir şekilde okura sunar. Okur olarak bizlerinse
bu insanların Bay Golyadkin’den pek de hoşlanmadıklarını anlamamız hiç de zor
değildir. Nitekim onu çoğunlukla alttan aldıklarını, pek de önemsemediklerini
bu tarafsız anlatımdan oldukça açık bir şekilde çıkartabiliriz. Tuhaf olan
romanı okurken bir yandan kendimizi Bay Golyadkin’in yerine koyarız, çünkü
zihninden geçenlere hâkimizdir, bir yandan da zihninden geçenleri çevresindeki
insanlar gibi garipser onlara da hak veririz.
Romanda asıl olaylar ise
kitabın ilerleyen sayfalarında gelişir. Bay Golyadkin yine kafasının oldukça
karışık olduğu bir gece yürüyüş yaparken kendisine tıpa tıp benzeyen bir adamla
karşılaşır. Üstelik bu adam ertesi gün iş yerinde hemen karşı masasına oturur.
Neredeyse ikizi olduğunu düşüneceği adamın ismini öğrendiğinde ise neye
uğradığını şaşırır. Çünkü neredeyse ikizi olan bu adamın adı da Yakov Petroviç
Golyadkin’dir.
Öteki Golyadkin hayatına
girdikten sonra Bay Golyadkin’in hayatı giderek daha da karmaşık bir hal almaya
başlar. Çünkü Öteki Golyadkin’in davranışları ve sözleri zamandan zamana göre
değişmekte, tutarsızlık göstermektedir. Bazen Bay Golyadkin’e çok samimi
davranırken bazen de onun işini elinden almaya çalışan, onun amirleriyle harika
ilişkiler kuran, hatta amirlerinin gizli işlerinde görevlendirilen bir kişi
halini alır. Devamlı Bay Golyadkin’in arkasından iş çeviren, ona rahat vermeyen
bir insandır Öteki Golyadkin. İlerleyen sayfalarda bu karakterin aslında
zihninde oluşturduğu ve olmak istediği başka bir kimlik olduğunu anlamak pek de
güç olmayacaktır. Öteki Golyadkin’in bu mehteşemliği ve başarısı Bay
Golyadkin’de düşmanca hisler uyandırır ve Öteki’ne karşı duyduğu nefret giderek
artar.
“…ve birden, durup
dururken, şeytani ve acımasız dürtülere sahip malum şahıs, Küçük
Golyadkin(Öteki) peyda oluyor ve orada, hemen, bir anda, sırf ortaya çıkmasıyla
Küçük Golyadkin Büyük Golyadkin’in(Bay Golyadkin) bütün gösterişini ve şanını
yıkıyor, kendi varlığıyla Büyük Golyadkin’i gölgeliyor, Büyük Golyadkin’i
çamura buluyor ve nihayet Büyük Golyadkin’in hakiki olmadığını, asla hakiki
olmadığını, sahte olduğunu, kendisinin ise hakiki Golyadkin olduğunu, dahası
Büyük Golyadkin’in hiç de göründüğü gibi olmayıp şöyle şöyle olduğunu, bu
nedenle de soylu ve görgülü insanlar topluluğuna ait olma hakkı olmadığını ve
olamayacağını açıkça kanıtlıyordu.”
Bay Golyadkin’in işte bu
düşünceler içinde yüzerken bir anda nasıl Öteki Golyadkin’e merhamet duymaya
başladığına anlam veremeyebilirsiniz. Kendinizi sık sık ne ara bunları
düşünmeye başladı, bir şeyler mi kaçırdım acaba diye önceki paragraflara
bakmaya başlarken bulabilirsiniz. Bir şey kaçırdığınız yok, Bay Golyadkin’in
zihnindeki karışık patikalarda kayboldunuz o kadar. Zamanla bu kaybolma durumu
da tedirgin ve rahatsız hissetmenize neden olacaktır. Bay Golyadkin’in Öteki
ile girdiği bu mücadele zamanla; işini, insanların ona az da olsa duyduğu
saygıyı da alır elinden. Ana karakterimiz çevresindeki tüm insanların kendisine
düşman olduğunu düşünürken birden aynı insanların kapılarında kendisini onlara
açıklamaya yapmaya çabalarken bulur. “Zannettiğiniz gibi değil, o adam bir
şeytan, sizi bana karşı dolduruyor…” Kitabı onun zihninden okuduğumuz için bu
insanların gerçekten iyi niyetli mi kötü niyetli mi olduklarını hiçbir zaman
bilemiyoruz. Bazen de düşünmeden edemiyoruz tabi, Bay Golyadkin’in zihnini bu kadar
bulanıklaştıran, onu bu karmaşaya iten nedenlerden biri de bu insanlar olamaz
mı? Onların abartılı salon hayatlarına ayak uyduramadığını, oraya ait
olmadığını farkında Bay Golyadkin. Ancak bir yandan onlardan farklı olsa da
onlara duyulan saygıyı da hak ettiği inancında. “Ben, Krestyan İvonoviç (Bay
Golyadkin’in doktoru), salon yaşantısının hayhuyunu değil, sükûneti seviyorum…
Ben basit bir insanım, sade birisiyim, görünüşümde bir parıltı da yoktur.”
Romanı okurken Bay
Golyadkin sizi bazen her şeyin gerçekliğine öyle bir inandırıyor ki başlarda
duyduğunuz şüpheden dolayı utanıyorsunuz karaktere karşı. Bir süre kurgu romanı
olarak okuduğunuz bu kitap sizi sonunda koca bir gerçeğin ortasına bırakıveriyor.
Bundan sonraki süreçte de başta bahsettiğim o uzun süren etkisi başlıyor
romanın. Bu rahatsızlık hissi hoşunuza giden bir durumsa kitabı okuduktan hemen
sonra İngiliz Yönetmen Richard Ayoade’nin romandan esinlenerek çektiği The
Double filmine de göz atmanızı öneririm.
15 Mart 2020 / Muğla
https://www.yazi-yorum.net/wp-content/uploads/2020/07/22-sayi-indir-58.pdf

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder