Sayfalar

14 Mart 2020 Cumartesi

"ÖTEKİ" Dostoyevski

 

Öteki, Dostoyevski’nin üslubuna hayran kalacağınız, sonuna ne ara vardığınıza şaşıracağınız, okuması kısa, etkisi uzun süren değerli bir eseri. Dostoyevski denince akla ilk gelen eserlerden biri değildir Öteki. Bu geri planda kalmışlığının sebebi muhtemelen eserin doğduğu dönemde psikoloji alanının daha yeni yeni konuşulmaya başlamasıyla ilgili. Ancak bu eserin benim gözümde değeri diğerlerinden farksız. Eseri okuyan birçok insanla da aynı fikre sahip olduğuma inanıyorum.

Dostoyevski bu romanı 1946 yılında kaleme alır. Eser yazarın İnsancıklar romanından sonra kaleme aldığı ikinci romanıdır. Aslında içeriğini okurken, özellikle ana karakterin iç dünyasına yaptığı yolculuklarda, ilerde adını duyuracağı ünlü eserlerine bir hazırlık yaptığını söylemek mümkündür. İnsanın düşüncelerini, duygularını, yaşadığı gitgelleri biraz da ruhsal sıkıntılar yaşayan bir adamın zihninden yansıtmak okuru ister istemez içine çeker. Bu bulanık ruh hali yazarın daha sonraki eserlerinde karşımıza çıkan parçalanmış kimliklerin ilk adımlarıdır.

Romanımızın ana karakteri Yakov Petroviç Golyadkin bir devlet memurudur. Kitabın daha ilk sayfalarında Bay Golyadkin’in kendisiyle ve çevresiyle olan iletişiminde yaşadığı aksaklıklar gözümüze çarpar. Anlatıcı bir yandan Bay Golyadkin’in zihninden geçenleri bizlere yansıtırken bir yandan da çevresindeki insanların ona karşı tepkilerini de gayet objektif bir şekilde okura sunar. Okur olarak bizlerinse bu insanların Bay Golyadkin’den pek de hoşlanmadıklarını anlamamız hiç de zor değildir. Nitekim onu çoğunlukla alttan aldıklarını, pek de önemsemediklerini bu tarafsız anlatımdan oldukça açık bir şekilde çıkartabiliriz. Tuhaf olan romanı okurken bir yandan kendimizi Bay Golyadkin’in yerine koyarız, çünkü zihninden geçenlere hâkimizdir, bir yandan da zihninden geçenleri çevresindeki insanlar gibi garipser onlara da hak veririz.

Romanda asıl olaylar ise kitabın ilerleyen sayfalarında gelişir. Bay Golyadkin yine kafasının oldukça karışık olduğu bir gece yürüyüş yaparken kendisine tıpa tıp benzeyen bir adamla karşılaşır. Üstelik bu adam ertesi gün iş yerinde hemen karşı masasına oturur. Neredeyse ikizi olduğunu düşüneceği adamın ismini öğrendiğinde ise neye uğradığını şaşırır. Çünkü neredeyse ikizi olan bu adamın adı da Yakov Petroviç Golyadkin’dir.

Öteki Golyadkin hayatına girdikten sonra Bay Golyadkin’in hayatı giderek daha da karmaşık bir hal almaya başlar. Çünkü Öteki Golyadkin’in davranışları ve sözleri zamandan zamana göre değişmekte, tutarsızlık göstermektedir. Bazen Bay Golyadkin’e çok samimi davranırken bazen de onun işini elinden almaya çalışan, onun amirleriyle harika ilişkiler kuran, hatta amirlerinin gizli işlerinde görevlendirilen bir kişi halini alır. Devamlı Bay Golyadkin’in arkasından iş çeviren, ona rahat vermeyen bir insandır Öteki Golyadkin. İlerleyen sayfalarda bu karakterin aslında zihninde oluşturduğu ve olmak istediği başka bir kimlik olduğunu anlamak pek de güç olmayacaktır. Öteki Golyadkin’in bu mehteşemliği ve başarısı Bay Golyadkin’de düşmanca hisler uyandırır ve Öteki’ne karşı duyduğu nefret giderek artar.

“…ve birden, durup dururken, şeytani ve acımasız dürtülere sahip malum şahıs, Küçük Golyadkin(Öteki) peyda oluyor ve orada, hemen, bir anda, sırf ortaya çıkmasıyla Küçük Golyadkin Büyük Golyadkin’in(Bay Golyadkin) bütün gösterişini ve şanını yıkıyor, kendi varlığıyla Büyük Golyadkin’i gölgeliyor, Büyük Golyadkin’i çamura buluyor ve nihayet Büyük Golyadkin’in hakiki olmadığını, asla hakiki olmadığını, sahte olduğunu, kendisinin ise hakiki Golyadkin olduğunu, dahası Büyük Golyadkin’in hiç de göründüğü gibi olmayıp şöyle şöyle olduğunu, bu nedenle de soylu ve görgülü insanlar topluluğuna ait olma hakkı olmadığını ve olamayacağını açıkça kanıtlıyordu.”

Bay Golyadkin’in işte bu düşünceler içinde yüzerken bir anda nasıl Öteki Golyadkin’e merhamet duymaya başladığına anlam veremeyebilirsiniz. Kendinizi sık sık ne ara bunları düşünmeye başladı, bir şeyler mi kaçırdım acaba diye önceki paragraflara bakmaya başlarken bulabilirsiniz. Bir şey kaçırdığınız yok, Bay Golyadkin’in zihnindeki karışık patikalarda kayboldunuz o kadar. Zamanla bu kaybolma durumu da tedirgin ve rahatsız hissetmenize neden olacaktır. Bay Golyadkin’in Öteki ile girdiği bu mücadele zamanla; işini, insanların ona az da olsa duyduğu saygıyı da alır elinden. Ana karakterimiz çevresindeki tüm insanların kendisine düşman olduğunu düşünürken birden aynı insanların kapılarında kendisini onlara açıklamaya yapmaya çabalarken bulur. “Zannettiğiniz gibi değil, o adam bir şeytan, sizi bana karşı dolduruyor…” Kitabı onun zihninden okuduğumuz için bu insanların gerçekten iyi niyetli mi kötü niyetli mi olduklarını hiçbir zaman bilemiyoruz. Bazen de düşünmeden edemiyoruz tabi, Bay Golyadkin’in zihnini bu kadar bulanıklaştıran, onu bu karmaşaya iten nedenlerden biri de bu insanlar olamaz mı? Onların abartılı salon hayatlarına ayak uyduramadığını, oraya ait olmadığını farkında Bay Golyadkin. Ancak bir yandan onlardan farklı olsa da onlara duyulan saygıyı da hak ettiği inancında. “Ben, Krestyan İvonoviç (Bay Golyadkin’in doktoru), salon yaşantısının hayhuyunu değil, sükûneti seviyorum… Ben basit bir insanım, sade birisiyim, görünüşümde bir parıltı da yoktur.”

Romanı okurken Bay Golyadkin sizi bazen her şeyin gerçekliğine öyle bir inandırıyor ki başlarda duyduğunuz şüpheden dolayı utanıyorsunuz karaktere karşı. Bir süre kurgu romanı olarak okuduğunuz bu kitap sizi sonunda koca bir gerçeğin ortasına bırakıveriyor. Bundan sonraki süreçte de başta bahsettiğim o uzun süren etkisi başlıyor romanın. Bu rahatsızlık hissi hoşunuza giden bir durumsa kitabı okuduktan hemen sonra İngiliz Yönetmen Richard Ayoade’nin romandan esinlenerek çektiği The Double filmine de göz atmanızı öneririm.

15 Mart 2020 / Muğla

https://www.yazi-yorum.net/wp-content/uploads/2020/07/22-sayi-indir-58.pdf


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

HER SABAH

  Telefonun alarmı çalıyordu. Gözünü açmadan eliyle komidinin üstünü şöyle bir yokladıktan sonra sonunda telefonu bulup tuşuna basabildi. ...