Ruhun Yalnızlığı, bir
psikiyatri doktoru olan Eugenio Borgna’nın yalnızlığı daha çok ruhsal boyutta
okura sunduğu bir eserdir. Yalnızlığın türlerini ve farklı birçok etkenle
ilişkisini belki de hiç düşünmediğimiz bir derinlikte anlamamıza yardımcı olan
bu eser, zaman zaman bizleri akademik bir kitap okuduğumuz hissine sürüklese de
aslında pek fazla psikiyatri alanın terimlerine yer vermeden yalnızlık
kavramının ruhu nasıl etkilediğini gayet anlaşılır bir dille ifade etmektedir.Dayatılmış yalnızlık,
manevi boyutta yalnızlık, kaygı ve dayanılmaz bir acı barındıran yalnızlık,
kayıp hissiyle yaşanan yalnızlık, varoluşsal anlamda tercih edilen yalnızlık…
Kitabı okurken bazen
farkında bile olmadan yaşadığımız yalnızlık durumunun ya da duygusunun aslında
birçok türü olduğunu ve tüm bunların insan hayatını nasıl derinden etkilediğini
fark ediyoruz. Öyle ki bu his, insanı bazen içsel yolculuğuna çıkarıp
varoluşsal anlamda kendini bulmasını da sağlayabilir, kendini ve hayatın
anlamını tamamen kaybedip intihara sürüklenmesine de neden olabilir.
Eserin temelinde yazar
yalnızlığı yaratıcı yalnızlık ve tecrit yalnızlığı olarak ikiye ayırır.
Yaratıcı yalnızlık için, bireyin köklerine uzanan yolculuğu, derinliği,
üretmeyi, tefekkürü ve meditasyonu temsil ediyor diyebiliriz. Tecrit ise
bireyin hastalıktan, sosyal ilişkilerden dışlanmasından, umutsuzluğundan veya
kayıplarından ötürü içinde bulunduğu yalnızlık türü. Daha çok bir soyutlanma,
yalıtılmışlık, anlamsızlık ve duyguların çölleşmesi halidir. Aslında yalnızlığı
bu iki yola ayıran sapağın ortasındaki en önemli etken yazara göre acıdır.
Çünkü insanın içindeki acı arttıkça dünyayla ilişkileri anlamsız hale gelir,
kopar ve insan içsel bir yolculuğa çıkmaktan ziyade tamamen acıya odaklanır.
Öyle ki ne geçmişten onu sağlam tutan bir güç ne de gelecek için umudu kalır.
Zamanın döngüselliği yok olur ve birey şimdiki zamanda kaskatı olur. Yazara
göre birey bu acıyla tamamen bir umutsuzluk batağına düşebilir ve onu o
bataklıktan çıkarmak mümkün olmayabilir. Fakat ruhsal boyutta destek veren
birilerinin varlığı ve yalnız olan bireye yaklaşma şekilleri bu acılı
yalnızlığı tanımayı ve onu nasıl içsel bir yolculuğa dönüştürebileceği hakkında
bireye güç verebilir. Elbette bu her birey için böyledir demek mümkün değil,
çünkü her bireyin yalnızlığı yaşama şekli kendine hastır.
Ruhun Yalnızlığı kitabını
okurken aslında yalnızlığın çok da kötü bir şey olmadığını fark ederiz. Çünkü
kitabın geniş bir bölümünde yalnızlığın yararlarına değinilmiştir. Yalnızlık
her ne kadar kendini dış dünyadan soyutlamak olarak algılansa da Borgna’ya göre
aslında iletişimin temelidir. Çünkü insan yalnız kalıp iç dünyasına yönelmeden,
kendisiyle tanışmadan dış dünyayla da sağlıklı bir iletişim kuramaz:
“Yalnızlığını koru. Olur
da sana gerçek bir sevginin sunulduğu bir gün gelirse, içsel yalnızlığın ile
dostluğun arasında bir karşıtlık olmayacakır.” **
Eserde ilgi çekici
bilgilerden biri de yalnızlığı yaşama şeklinin bireyin yaşına göre farklılık
göstermesi. Özellikle ergenlik ve yaşlılık dönemleri, yalnızlığın etkileri göz
önüne alındığında insanlar için kritik dönemler. Borgna’ya göre kişiler ergenlikte
okulda ve ailede kabul görme, duygusal bağ kurma gibi gereksinimlere yüksek
düzeyde ihtiyaç duyuyorlar. Bu gereksinimler karşılanmadığında ise yalnızlığı
yoğun bir şekilde hissetmeye başlıyorlar. Aynı zamanda yaşamın anlamını da
sorgulamaya ve sancılı süreçler yaşamaya başlayan ergen, eğer bu süreçte yetişkinlerden
destek alamazsa acılı bir yalnızlığa yöneliyor.
Yaşlılar ise yazara göre
daha farklı gerekçelerle yalnızlığa sürükleniyorlar. Yakınlarının kaybı,
aktivitelerin kaybı, yaşamın sonuna yaklaşma hissiyle büyüyen umutsuzluk gibi
nedenler de yaşlılıkta yalnızlığı tecrit şeklinde yaşamaya neden oluyor. Eugenio
Borgna bu gibi durumlara örnek vermek amacıyla ara ara filmler, edebi eserler
ve kendi hastaları kaynaklı vaka örnekleri de vererek meseleyi daha iyi
anlamamıza yardımcı oluyor.
Eser her ne kadar bir
psikiyatri uzmanı tarafından yazılmış olsa da yalnızlığın ruhsal yanını sadece
bu alana özgü incelemiyor. Yalnızlığın şiirsel yanına da felsefi yanına da
değiniyor ve bunu yaparken birçok şairin ve felsefecinin eserlerinden de alıntılar
yaparak oldukça derin tahlillere yer veriyor. Nitekim yalnızlık gibi geniş bir
konuyu anlamak için ona farklı açılardan bakmak gerekir. Şairler ve filozoflar
da olaylara farklı açılardan bakmakta usta insanlar olduklarına göre bu konuda
onlardan yardım almak oldukça mantıklı bir eylem. Eserde adı geçen birçok şair
ve filozof bulunmakla beraber en çok ilgi çekenlerden biri Nietsche’nin
yalnızlığa dair bakış açısıdır. Nietsche, insanları kendi yalnızlıklarına davet
eder. Böylece herkes kendi yalnızlığında büyük insanların gümbürtüsünden, küçük
insanların da iğnelerinden uzak kalabilir. Öyle ki sanatçılara ilham veren de
aslında bu içsel yalnızlıktır. Şairler ise Borgna’nın kitapta şair Celan’dan
alıntıladığı gibi bu içsel yalnızlığın son koruyucularıdır: “Şairler:
Yalnızlığın son koruyucuları.” ***
Son olarak kitapta yer
alan “Yitik Mutluluğun Arayışında” başlığı adı altında yalnızlık ve mutluluk
arasındaki ilişkiye yer veren bölüme değinmeden geçemeyeceğim. Yazar Borgna’ya
göre insanın hayattaki en büyük arzularından biri, acı ve hüzünden sıyrılıp
mutluluğa ulaşmaktır. Hayatımızdaki bazı mutluluklar kişisel tatmin sağlayıcı
ve etkisi kısa süren cinstenken (para, iş, ilaç, …) bazı mutlulukların ise
izleri kalıcıdır. İşte bu kalıcı mutluluklar acıdan, korkudan ve hüzünden
sıyrılarak kazanılanlardır. Hatta yazarın bu durum için kullandığı çok güzel
bir ifade var: “kalbin belleğine kazınmış mutluluklar”. İşte bu mutluluklar da
ancak içsel yolculuğumuz ve bu yolculuk sayesinde çok derinlere saklanmış
acılarla, kaygılarla yüzleşmemizle mümkündür. Bu yüzleşmenin ardından, sancılı
bir doğum sonrası kucağa alınan bir bebek gibi ya da kışın ardından rengarenk
çiçeklerle gelen bahar gibi, kendini gerçekleştirmiş bir birey yeniden doğar.
Tabi eğer birey tecrit yalnızlığına mahkûm olursa bunun tam tersi de mümkündür:
duygulardan soyutlanmış, umutsuzluk batağına saplanmış bir birey…
Kısacası yalnızlık her
birimiz için yaşanılabilir bir deneyimdir. Ama acısıyla ama bize huzurlu gelen
yanıyla. Bu ayrım psikoloji literatüründe daha çok yalnızlık ve tek başınalık
kavramları olarak yapılsa da Borgna’nun bunu okura sunuşu daha çok içsel
yalnızlık ve tecrit yalnızlığı üzerine olmuş. Ulaşılan nokta için aynı
denebilir. Yalnızlığın en acı noktasına gelindiğinde bile o kişi için destek
sağlanırsa eğer, umut var demektir. Öyle ki o acı sayesinde tanır belki insan
kendini. Sonuç olarak dış dünyayla iletişim kesilse dahi ruhun yalnızlığında
bile insan aslında yalnız değildir. Kendisiyle tanışır.
*Borgna,
E. (2014). Ruhun Yalnızlığı.Çev. M. Mine Çilingiroğlu). İstanbul: Yapı Kredi
Yayınları.
**S.
Weil, Lombra e la grazia, Rusconi. Milano1985.
***P.
Celan, Microli�, Zandonai, Rovereto 2010.
15 Mayıs 2020 / Muğla
https://www.yazi-yorum.net/wp-content/uploads/2020/07/27sayi-indir-63.pdf
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder