Sayfalar

14 Mayıs 2020 Perşembe

İçimize Çıkacağımız Yolculuğun Tek Koşulu: Ruhun Yalnızlığı / Eugenio Borgna

 

Ruhun Yalnızlığı, bir psikiyatri doktoru olan Eugenio Borgna’nın yalnızlığı daha çok ruhsal boyutta okura sunduğu bir eserdir. Yalnızlığın türlerini ve farklı birçok etkenle ilişkisini belki de hiç düşünmediğimiz bir derinlikte anlamamıza yardımcı olan bu eser, zaman zaman bizleri akademik bir kitap okuduğumuz hissine sürüklese de aslında pek fazla psikiyatri alanın terimlerine yer vermeden yalnızlık kavramının ruhu nasıl etkilediğini gayet anlaşılır bir dille ifade etmektedir.

Dayatılmış yalnızlık, manevi boyutta yalnızlık, kaygı ve dayanılmaz bir acı barındıran yalnızlık, kayıp hissiyle yaşanan yalnızlık, varoluşsal anlamda tercih edilen yalnızlık…

Kitabı okurken bazen farkında bile olmadan yaşadığımız yalnızlık durumunun ya da duygusunun aslında birçok türü olduğunu ve tüm bunların insan hayatını nasıl derinden etkilediğini fark ediyoruz. Öyle ki bu his, insanı bazen içsel yolculuğuna çıkarıp varoluşsal anlamda kendini bulmasını da sağlayabilir, kendini ve hayatın anlamını tamamen kaybedip intihara sürüklenmesine de neden olabilir.

Eserin temelinde yazar yalnızlığı yaratıcı yalnızlık ve tecrit yalnızlığı olarak ikiye ayırır. Yaratıcı yalnızlık için, bireyin köklerine uzanan yolculuğu, derinliği, üretmeyi, tefekkürü ve meditasyonu temsil ediyor diyebiliriz. Tecrit ise bireyin hastalıktan, sosyal ilişkilerden dışlanmasından, umutsuzluğundan veya kayıplarından ötürü içinde bulunduğu yalnızlık türü. Daha çok bir soyutlanma, yalıtılmışlık, anlamsızlık ve duyguların çölleşmesi halidir. Aslında yalnızlığı bu iki yola ayıran sapağın ortasındaki en önemli etken yazara göre acıdır. Çünkü insanın içindeki acı arttıkça dünyayla ilişkileri anlamsız hale gelir, kopar ve insan içsel bir yolculuğa çıkmaktan ziyade tamamen acıya odaklanır. Öyle ki ne geçmişten onu sağlam tutan bir güç ne de gelecek için umudu kalır. Zamanın döngüselliği yok olur ve birey şimdiki zamanda kaskatı olur. Yazara göre birey bu acıyla tamamen bir umutsuzluk batağına düşebilir ve onu o bataklıktan çıkarmak mümkün olmayabilir. Fakat ruhsal boyutta destek veren birilerinin varlığı ve yalnız olan bireye yaklaşma şekilleri bu acılı yalnızlığı tanımayı ve onu nasıl içsel bir yolculuğa dönüştürebileceği hakkında bireye güç verebilir. Elbette bu her birey için böyledir demek mümkün değil, çünkü her bireyin yalnızlığı yaşama şekli kendine hastır.

Ruhun Yalnızlığı kitabını okurken aslında yalnızlığın çok da kötü bir şey olmadığını fark ederiz. Çünkü kitabın geniş bir bölümünde yalnızlığın yararlarına değinilmiştir. Yalnızlık her ne kadar kendini dış dünyadan soyutlamak olarak algılansa da Borgna’ya göre aslında iletişimin temelidir. Çünkü insan yalnız kalıp iç dünyasına yönelmeden, kendisiyle tanışmadan dış dünyayla da sağlıklı bir iletişim kuramaz:

“Yalnızlığını koru. Olur da sana gerçek bir sevginin sunulduğu bir gün gelirse, içsel yalnızlığın ile dostluğun arasında bir karşıtlık olmayacakır.” **

Eserde ilgi çekici bilgilerden biri de yalnızlığı yaşama şeklinin bireyin yaşına göre farklılık göstermesi. Özellikle ergenlik ve yaşlılık dönemleri, yalnızlığın etkileri göz önüne alındığında insanlar için kritik dönemler. Borgna’ya göre kişiler ergenlikte okulda ve ailede kabul görme, duygusal bağ kurma gibi gereksinimlere yüksek düzeyde ihtiyaç duyuyorlar. Bu gereksinimler karşılanmadığında ise yalnızlığı yoğun bir şekilde hissetmeye başlıyorlar. Aynı zamanda yaşamın anlamını da sorgulamaya ve sancılı süreçler yaşamaya başlayan ergen, eğer bu süreçte yetişkinlerden destek alamazsa acılı bir yalnızlığa yöneliyor.

Yaşlılar ise yazara göre daha farklı gerekçelerle yalnızlığa sürükleniyorlar. Yakınlarının kaybı, aktivitelerin kaybı, yaşamın sonuna yaklaşma hissiyle büyüyen umutsuzluk gibi nedenler de yaşlılıkta yalnızlığı tecrit şeklinde yaşamaya neden oluyor. Eugenio Borgna bu gibi durumlara örnek vermek amacıyla ara ara filmler, edebi eserler ve kendi hastaları kaynaklı vaka örnekleri de vererek meseleyi daha iyi anlamamıza yardımcı oluyor.

Eser her ne kadar bir psikiyatri uzmanı tarafından yazılmış olsa da yalnızlığın ruhsal yanını sadece bu alana özgü incelemiyor. Yalnızlığın şiirsel yanına da felsefi yanına da değiniyor ve bunu yaparken birçok şairin ve felsefecinin eserlerinden de alıntılar yaparak oldukça derin tahlillere yer veriyor. Nitekim yalnızlık gibi geniş bir konuyu anlamak için ona farklı açılardan bakmak gerekir. Şairler ve filozoflar da olaylara farklı açılardan bakmakta usta insanlar olduklarına göre bu konuda onlardan yardım almak oldukça mantıklı bir eylem. Eserde adı geçen birçok şair ve filozof bulunmakla beraber en çok ilgi çekenlerden biri Nietsche’nin yalnızlığa dair bakış açısıdır. Nietsche, insanları kendi yalnızlıklarına davet eder. Böylece herkes kendi yalnızlığında büyük insanların gümbürtüsünden, küçük insanların da iğnelerinden uzak kalabilir. Öyle ki sanatçılara ilham veren de aslında bu içsel yalnızlıktır. Şairler ise Borgna’nın kitapta şair Celan’dan alıntıladığı gibi bu içsel yalnızlığın son koruyucularıdır: “Şairler: Yalnızlığın son koruyucuları.” ***

Son olarak kitapta yer alan “Yitik Mutluluğun Arayışında” başlığı adı altında yalnızlık ve mutluluk arasındaki ilişkiye yer veren bölüme değinmeden geçemeyeceğim. Yazar Borgna’ya göre insanın hayattaki en büyük arzularından biri, acı ve hüzünden sıyrılıp mutluluğa ulaşmaktır. Hayatımızdaki bazı mutluluklar kişisel tatmin sağlayıcı ve etkisi kısa süren cinstenken (para, iş, ilaç, …) bazı mutlulukların ise izleri kalıcıdır. İşte bu kalıcı mutluluklar acıdan, korkudan ve hüzünden sıyrılarak kazanılanlardır. Hatta yazarın bu durum için kullandığı çok güzel bir ifade var: “kalbin belleğine kazınmış mutluluklar”. İşte bu mutluluklar da ancak içsel yolculuğumuz ve bu yolculuk sayesinde çok derinlere saklanmış acılarla, kaygılarla yüzleşmemizle mümkündür. Bu yüzleşmenin ardından, sancılı bir doğum sonrası kucağa alınan bir bebek gibi ya da kışın ardından rengarenk çiçeklerle gelen bahar gibi, kendini gerçekleştirmiş bir birey yeniden doğar. Tabi eğer birey tecrit yalnızlığına mahkûm olursa bunun tam tersi de mümkündür: duygulardan soyutlanmış, umutsuzluk batağına saplanmış bir birey…

Kısacası yalnızlık her birimiz için yaşanılabilir bir deneyimdir. Ama acısıyla ama bize huzurlu gelen yanıyla. Bu ayrım psikoloji literatüründe daha çok yalnızlık ve tek başınalık kavramları olarak yapılsa da Borgna’nun bunu okura sunuşu daha çok içsel yalnızlık ve tecrit yalnızlığı üzerine olmuş. Ulaşılan nokta için aynı denebilir. Yalnızlığın en acı noktasına gelindiğinde bile o kişi için destek sağlanırsa eğer, umut var demektir. Öyle ki o acı sayesinde tanır belki insan kendini. Sonuç olarak dış dünyayla iletişim kesilse dahi ruhun yalnızlığında bile insan aslında yalnız değildir. Kendisiyle tanışır.

*Borgna, E. (2014). Ruhun Yalnızlığı.Çev. M. Mine Çilingiroğlu). İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.

**S. Weil, Lombra e la grazia, Rusconi. Milano1985.

***P. Celan, Microli, Zandonai, Rovereto 2010.

15 Mayıs 2020 / Muğla

https://www.yazi-yorum.net/wp-content/uploads/2020/07/27sayi-indir-63.pdf

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

HER SABAH

  Telefonun alarmı çalıyordu. Gözünü açmadan eliyle komidinin üstünü şöyle bir yokladıktan sonra sonunda telefonu bulup tuşuna basabildi. ...